Yenildik! Güneşe doğru koşan çocuklardık! Günebakan misali güneşin peşinden sürüklendik… Güneş tutuldu; ay’a kızdık! Kalbimiz tutuldu; aşk’a kızdık! Avuçlarımız çok kanadı.. Çocuktuk daha… Meyve vermeyen ağaçların gölgesinde büyümeye çalışıyorduk. Güneş dönüyordu; biz de… Çocuktuk dedik ya… Sonra düştük… Düş’tük!
Devamı…
Seneleri ellerinden kayarken o hiç bir şey yapmadan oturuyordu. Sınıfta, evde, otobüste oturuyordu. Hayat geçip gidiyordu. Sokaklarda gençler, yaşlılar, erkekler, kadınlar, satıcılar, pazarlamacılar, korsan dvd’ciler ellerinden geleni yaparken o sadece oturup rahat yaşantısını elinden geldiğince sürdürmeye çalışıyordu. Bundan başka bir hayatı hayal edemiyordu. Ona göre hayat buydu. Kendini dertsiz tasasız biri olarak görürdü. Başkalarına da böyle tanıtırdı. Az sayıda ki arkadaşlarında bu imajı bırakmayı severdi.
Devamı…
Kakalağa binayen…
.. evet sen..DICTYOPTERA Familyasından gelen böcek!
Sana Karafatma demiyeceğim…
Çünkü senin ismin olmaz…
Ve gerçekten dişi olduğunu sanmıyorum..
Ve ben bu ismin altında artniyet arıyorum.
İyi ki adım Fatma değil…
Devamı…
Çığlıklar yankılanıyor bu ara içimde.
Herşey olduğun noktada, zamanın kirli tozlarını içime çektiğimde hiçe değer insanlarca ezilmin ve boyun eğmenin burukluğunu yaşıyor içimde kaybolan çocuk. Sokakta gece yürüyüşlerimde ışığın gölgesine kalan gölgem, gizlenmeye çalışsada kaçışlarına devam ediyor hızlı adımlarla.
Adımlarımın hızlandığı anda ise usul bir rüzgar vurur yüzümü okşar ve hala bir yerlerde umudun varlığını fısıldar kulağıma usulca…
Başak Erbaş
Bitmesine dayanamıyorum. Bir aşk, roman, film… Ne olursa! Bitmese hiç, sonsuza kadar sürse. Ya da ben, hayatım devam etmese artık. Yoruldum, bitişlerden… Roman biter, yenisine başlarsın. Film biter, yenisine başlarsın. Hayat bile biter ama, aşklar bitmese artık. Nasıl biter bir önceki, nasıl başlar bir yenisi? Anlamıyorum… Kaçıp gitsem sonsuzluğa, Kıskanmasam artık kimseyi, Anlasa biri gerçekten, Ya da boşuna aramasam onu. Güvenemem ki ben kimseye aşık olacak kadar! Beynimi kemirmese artık bu düşünceler, rahatlasam… Rahatlatsa o beni, önce güvenimi kazansa, Bilse anahtarın güven olduğunu… (Konuşmama gerek kalmasa.) “Yaşama hakkımı sonuna dek mi kullanmalıyım?” Yeni başlangıçlara izin vermeyecek son bitişi yaşasam artık. O da yeni bir başlangıca kapı açarsa, Ne diyim ki başka “Şikayetim yaradana”
Ada Akın
Bir bilmecenin kahramanlarıyız şimdi. Kırmalar, kırılmalar diz boyu…
İnadına sessiz… sorulmamış binlerce soru beynimizde dönüp duruyor. Ama cevaplardan korkup, kaçmaya çalışıyoruz. Ve sessizliğin en can acıtıcı oyununu oynuyoruz. Kimse kaybetmek istemiyor. Herkes kazanıp galip olma derdinde… ama yine de susuyoruz… yada susarak anlatmaya çalışıyoruz iç kanamalarımızı…
Susmaya zorluyorum kendimi. Bağıra çağıra söylemek istediklerim nefes almamı zorlaştırsa bile…oyunbozanlık yapmayacağım…
sessizlik oyunu
Anlamsız birkaç ses dökülüyor dudağımdan. Gözlerine bakıyorum. Ne dediğimi anlamadığını belirten soğuk bir ifadeyle karşılaşınca irkiliyorum. Ruhumun üşüdüğünü hissediyorum. Vazgeçiyorum konuşmaya çalışmaktan. Ve mağlup olmuş bir kral edasıyla sessizlik oyununa geri dönüyorum.
İkimiz de biliyoruz sessiz olmanın ne kadar zor olduğunu…
hem de söylenecek onca cümle biriktirmişken içimiz…
Kimsesizliğime, bu çirkin benliğime,aciz bedenime.
Hiçbirşey kurtarmyor artık beni. Hiçbirşey..
Karanlık olsun istiyorum..
Hiçbir ışık tersine çeviremez kaderimi. Umut olmasın dünyamda.Yıkılmış hayaller istemiyorum artık.
Gitsin istiyorum herşey..
Kimseyide istemiyorum artık yanımda. Yalnız ben ve yalnızlığım kalsın koca dünyamda..
Yoruldum..!
İncinmekten, incitmekten, aldanıp, aldatılmktan.
Sahip değilmişim işte ben hiçbirşeye..
Sahipsizmişimde..
Ben, ben değilmişim çok zamandan beri..
Belli ki herşeyin bir insanı sevmekle başlayacağı yoktu. Kim söylemişse baya iyimser bi anına denk gelmiş olmalıydı. Bütün insanların da buna inanmış olması ona garip geliyordu. O sevmeye aşık biriydi çünkü. Aşık olacak birini aramazdı, birini aşkına arardı. Muhtemelen sözü söyleyen bu aşk durumunu kastetmiyordu. Sokakta simit satan çocuğu , yolda hızla koşarken dikkatsizce kolumuza çarpıp çantamızın düşmesine sebep olan bi aceleciyi, bankamatik kuyruğunda rahatlıkla dibimize kadar gelen bir patavatsızı sevmekten bahsediyordu. Ona göre durum farklıydı ama. Sevmek onun için olağan bir eylemdi. Öyleki ona hayatının kazığını atan birini bile o simitçi kadar sevebiliyordu. Kimilerinin enayilik olarak yorumladığı bu durum onu sevme içgüdüsünü yok edebilecek bir uçuruma götürmeyi başaramamıştı henüz. Kışları arka balkonnun masa tozları gibi kafasına üşüşen bu düşünceler onu bir anlığına olduğu dünyadan koparıp tamamen kendine ait o büyük denize götürmeyi başarmıştı. Belli ki burada da herşeyin bir insanı sevmekle başlayacağı yoktu. Ama burda umut vardı, burda hayal vardı,su vardı burda ve hayat vardı. Denizin dibini bir tek o biliyordu.Ordaki taşların güzelliğini,ordaki deniz yıldzılarını… Devamı…