Şizofrenle Melankoliğin Aşk Draması
-Altıncı Perde-
Zor zamanların sonunda, yazmayı unutmanın ve sözlerini unuttuğum şarkıların ardından şimdi bakabiliyor gözlerim penceremin dışına… Farkında değilsin belkide! Bana hayat bulaştırdı gözlerin. Fısıldayan ses, çocuksu gülümseme, parlayan gökyüzü, yeni güne merhaba demesi gibi geldin gündoğumuna, tamda günden uzaklaştığımı farkederken… Çok uzun zaman geçmişti üzerinden, silinen yüzler ve sesler odamın duvarın da, şimdi zamanı geldi çünkü sen geldin ve yok olan hayatımın içime işlemesine izin vermem gerektiğini anlıyorum… Öyle ki acele etmiyordun dokunmak için bana, ağır ve yavaş adımlarla geliyordun, sakin! sesin bile çıkmıyordu bazı zaman, belkide sesini çıkarmak istemiyordun. Soruları duymadığımı anımsıyorum şimdi, yorgun bir şekilde geldim yamacına, gözlerin yarı açık, insanların meraklı bakışları arasında kaybolmuşken buldum seni… Ne olduğunu, nasıl olduğunu anlayamadığın bir durumdan kurtulmak istiyordun…
Geceleri kurulan düşlerde gözlerimin önüne gelen bakışlarınla kurduğum bir düş, daha seni yeni bulmanın arifesindeyken yaşadığım korkuların girdabı beni yavaşlatıyordu, sana gelme yolların da. Ne sana gelebiliyorum sanki, ne de senden gidebiliyorum. Bu erken korkunun içine girdiğim an anladım aşk olduğunu. Lakin devam eden bu girdap arasında son hatırladığım düş, ne senin olabiliyordum ne de sensiz kalabiliyordum…
Saklanmalıyım şimdi…
Kendi içimde! kimsenin bilemediği, o derin yalnızlıkların içinde saklanmalıyım…
Saklanıyorum…
Korkuyorum…
Usulca soluyorum hayatı…
Kaybetme korkusu ağır basıyor sevgimden…
Sesler duyuyorum, içimde ki o saklı yerden.
Adımı sesleniyor birisi,
lakin yönümü bulamıyorum.
içimden renkler geçiyor,
gürültüler, isimler…
Yönümü bulamıyorum…
Nerdesin!..
Derin bir çığlıkla seslendim geceme…
Rüyalarımın anlamsızlığını!..
Tanımlamak istediklerimden farklıydı bu kez…
Bu kez yeşil bir elbiseyle yanıma geldin ve seslendin… Ellerin yüzümdeydi…
Hayat! ikimize de, hep acımasız yanını göstermişti, bir birimizi bulana dek… Kendi avuntularımızın girdabında kaybetmeye başlamıştık umudumuzu. Hiç bir zaman ve bu an’a kadar, istenilenlerin doğrultusunda gitmediği gibi, istenilenlerden hep farklıydı düşlediklerimiz. Biliyorduk ki bir birimizin yaralarını sarmaya başladığımız zaman kendi yaralarımızın derinliğinde kaybolacağız… Geçti sandığımız ve kapanmayan yaralarımız. Bir aşk/ayrılık sancısının doğum iziydik!.. Kolay değildi bu bağlıklık bir birimize. Neydi istediğimiz? Dokunmak istediğim bir ten, içinde anlam bulduğum o kokunun sahibimiydin? Tanımlayamadığım bu duygunun, içimde ki bu ateşin, peşinde bir ömrü verişimizin farkına varamadığımızda, geç doğan sabahlardan şikayetçi olacağız unutma sevgilim…
Canım yanıyordu,
Ruhum ölüyordu,
Rengim solmuştu,
içimdeki bu lanet hisler büyürken… ölüyordum!..
ve sen geldin…
Avuçlarımda geçmişten izler vardı, Ne çok yalan vardı hayatım da.
şimdi isminden başka birşey yazamıyorum kağıtlara…
Senli hikayeler yazıyor içine benler ekliyorum, seni seviyor ve aynı aşk’la sevilmek istiyordum…
Barış Akbalı
Bütün bölümlere buradan ulaşabilirsiniz.
| Yazar : Barış Akbalı - Toplam : 97 Kez Okundu -